[?]

Etiketler:, , ,

İnternette gezerken rastladığım ve marka olgusunun insan ile çok büyük benzerlikler taşıdığını belirten güzel bir yazıyı sizlere aktarıyorum.

Günümüz ekonomisinde ve iş dünyasında her geçen gün daha güncel hale gelen “marka” ve “marka yönetimi” konularında önemli gelişmeler kaydedilmekte, marka kavramı rekabet üstünlüğü sağlamanın en önemli unsurlarından birisi olarak değerlendirilmektedir.

Marka” kavramını detaylı olarak incelediğimizde, marka unsuru ile insan unsuru ve insanların oluşturduğu kurum kavramı arasında önemli benzerlikler olduğunu düşünüyorum.

İnsan, doğası gereği her canlı gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. İşletmelerin ve markaların da aynı süreçten geçtiği, doğduğu, büyüdüğü, yaşlandığı ve sonunda da yok olduğu bir gerçektir. Burada önemli olan, insanın, işletmenin ve markanın, yaşadıkları süreçte en büyük verimi/faydayı sağlamalarıdır.

İnsan, işletme ve marka kavramlarının ortak yönlerini, farklı bir bakış açısı ile aşağıdaki gibi değerlendirmek mümkündür:

  • Her ikisinin de sağlıklı bir şekilde doğması için gereken tüm şartlar sağlanmalı ve bu konuda mevcut tüm bilimsel yöntemlerden yararlanılmalıdır.
  • Gerek insan, gerekse marka kavramı için “eğitim”, “planlama” ve “strateji” nosyonları çok önemlidir. Her ikisi de başarılı olmak, popüler olmak, amaçlarına ulaşmak için belli bir eğitim planlamasına ve stratejiye ihtiyaç duyarlar.
  • İnsanın ve markanın başarılı olabilmesi için belli bir organizasyon/yönetim bilinci ve kurumsal kültürü olan işletmelerde bulunmaları gerekmektedir. Yani gerek “insan”, gerekse “marka”, söz konusu organizasyon için çok büyük önem arz etmelidir ve bu bilinç her iki unsuru da sürekli olarak beslemelidir.
  • Çalışan, hizmet verdiği işletme yönetimi tarafından takdir edilmek ister (motivasyon). Aynı şekilde işletmenin sahip olduğu “marka” da taktir edilmek ister. Markayı taktir etmediğiniz, ona gereken önemi vermediğiniz zaman, sahip olduğunuz marka performansı düşüşe geçmeye mahkumdur. Çünkü marka, işletmenin tüm kurumsallığının ve organizasyonunun bir yansımasıdır. Bu organizasyonda ihmal ettiğiniz her önemli değer, büyük bir kayıp olarak işletmeye döner.
  • Çalışanların da, markaların da performans trendleri incelendiğinde, bazı dönemlerde inişler, bazen de çıkışlar mevcuttur. Önemli olan her ikisinin de iniş-çıkış analizlerini gerçekçi bir şekilde  yaparak, gereken önlemleri en kısa surede ve efektif şekilde almaktır. Aksi taktirde kritik dönemlerde, hem çok verimli bir çalışan, hem de yıllarca emek harcanmış bir marka kaybedilebilir. Bu etapta “insan kazanmak çok zor, kaybetmek ise çok kolaydır” tezi geçerlidir. Aynı felsefenin marka içinde geçerli olduğuna inanıyorum.
  • Çağdaş işletmelerde insan kaynakları yönetim teknikleri ve stratejileri uygulanmaktadır. Bu kapsamda “önce insan” felsefesi güdülmekte, çalışanların verimliliğine, eğitimine, performansına gereken önem verilmektedir. Bu kapsamdaki işletmeler, geleceklerinin eğitimli, yenilikçi, yaratıcı ve değişimlere ayak uyduran bir insan kaynakları yönetiminden geçtiğinin bilincindedirler. Dolayısı ile çalışanlarının performanslarını dönemsel olarak ölçer, değerlendirir ve gelişimlerini sağlarlar.
  • İşletmenin en önemli değerlerinden birisi olan ve şirket kültürünü, ürün/hizmet kalitesini yansıtan, tamamen şirketi simgeleyen “marka” için de aynı yaklaşım söz konusu olmalıdır. Şirketler marka etkinliğini, imajını sürekli olarak ölçmeli, izlemeli ve değerlendirmelidirler. Buradaki en küçük bir negatif unsur, şirket markası için çok önemli olduğundan, derhal gerekli önlemler alınarak düzeltilmelidir. “Marka Yönetimi” kavramı bazen o kadar çetin ve zorlu bir süreçtir ki; şirketin organizasyonunu, yapısını, bütçesini, nereye gideceğini, dolayısı ile geleceğini etkiler.

“Dünyada değişmeyen tek şeyin değişim olduğu” gerçegini artık tüm dünya kabul etmiş durumdadır. Bu değişimin ana kaynaği insan, dolayısı ile insanın doğasında var olan gelişim, üretkenlik ve sürekli öğrenmek, ileri gitme güdüsüdür. Bu da doğa ile ilgili değişimler dışındaki tüm gelişimlerin kaynağının “insan unsuru” olmasını sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak insan yaşamı boyunca öğrenir ve gelişir. Aynı zamanda öğrendiklerinin bir bölümünü pratik olarak kendi yaşamında deneyimler. İşte öğrendiklerini pratikte yaşaması sonucu “deneyim/tecrübe” dediğimiz bir kavrama sahip olur. Deneyim unsuru insan için çok önemlidir. Belli bir konuda deneyim sahibi bir insan, o konuda öğrendiklerini gerçeğe/pratiğe yöneltmiş ve uygulamıştır. Bu konuda sadece teorik olarak bilgi sahibi bir insandan çok daha fazla üretebilirlik yeteneğine sahiptir. İşte bu yüzden iş ilanlarında “konusunda deneyimli” kavramını görüyoruz. Büyük bir hızla değişen dünya ekonomisi ve iş dünyasında “yeni trendler, yeni eğilimler, yeni alışkanlıklar ve ihtiyaçlar” ortaya çıkmakta, bazen beğeniler değişime uğramaktadır.

Dolayısı ile şirketlerin “marka stratejileri, anlayışları, yönetimleri” de, bu hızlı değişim ve talebe cevap vermek zorundadır. Burada, çalışanın sahip olması gereken “deneyim” olgusu gibi “marka deneyiminin” altını çizmemiz gerekir. İyi ve uzun ömürlü bir marka olabilmek için, işletmelerin mutlaka marka deneyimine sahip olmaları, marka konusunda sürekli deneyim kazanmaları ve öğrenmeleri gerekecektir.

Yani, marka olmak ve markayı sürdürmek, “marka” kavramına  odaklanmaksızın mümkün değildir. Bir başka deyişle, şirket üst yönetimi, “marka yönetimi”nin şirketin faaliyetinin tamamen içinde, tüm karar mekanizmaları ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir anlayış olduğunu benimsemezse, bu “marka” yolculuğu kesinlikle başarıya ulaşamayacaktır.

Yazının kaynağı: pazarlamadunyasi.com