İnternette gezerken rastladığım ve marka olgusunun insan ile çok büyük benzerlikler taşıdığını belirten güzel bir yazıyı sizlere aktarıyorum.
Günümüz ekonomisinde ve iş dünyasında her geçen gün daha güncel hale gelen “marka” ve “marka yönetimi” konularında önemli gelişmeler kaydedilmekte, marka kavramı rekabet üstünlüğü sağlamanın en önemli unsurlarından birisi olarak değerlendirilmektedir.
“Marka” kavramını detaylı olarak incelediğimizde, marka unsuru ile insan unsuru ve insanların oluşturduğu kurum kavramı arasında önemli benzerlikler olduğunu düşünüyorum.
İnsan, doğası gereği her canlı gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. İşletmelerin ve markaların da aynı süreçten geçtiği, doğduğu, büyüdüğü, yaşlandığı ve sonunda da yok olduğu bir gerçektir. Burada önemli olan, insanın, işletmenin ve markanın, yaşadıkları süreçte en büyük verimi/faydayı sağlamalarıdır.
İnsan, işletme ve marka kavramlarının ortak yönlerini, farklı bir bakış açısı ile aşağıdaki gibi değerlendirmek mümkündür:
“Dünyada değişmeyen tek şeyin değişim olduğu” gerçegini artık tüm dünya kabul etmiş durumdadır. Bu değişimin ana kaynaği insan, dolayısı ile insanın doğasında var olan gelişim, üretkenlik ve sürekli öğrenmek, ileri gitme güdüsüdür. Bu da doğa ile ilgili değişimler dışındaki tüm gelişimlerin kaynağının “insan unsuru” olmasını sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak insan yaşamı boyunca öğrenir ve gelişir. Aynı zamanda öğrendiklerinin bir bölümünü pratik olarak kendi yaşamında deneyimler. İşte öğrendiklerini pratikte yaşaması sonucu “deneyim/tecrübe” dediğimiz bir kavrama sahip olur. Deneyim unsuru insan için çok önemlidir. Belli bir konuda deneyim sahibi bir insan, o konuda öğrendiklerini gerçeğe/pratiğe yöneltmiş ve uygulamıştır. Bu konuda sadece teorik olarak bilgi sahibi bir insandan çok daha fazla üretebilirlik yeteneğine sahiptir. İşte bu yüzden iş ilanlarında “konusunda deneyimli” kavramını görüyoruz. Büyük bir hızla değişen dünya ekonomisi ve iş dünyasında “yeni trendler, yeni eğilimler, yeni alışkanlıklar ve ihtiyaçlar” ortaya çıkmakta, bazen beğeniler değişime uğramaktadır.
Dolayısı ile şirketlerin “marka stratejileri, anlayışları, yönetimleri” de, bu hızlı değişim ve talebe cevap vermek zorundadır. Burada, çalışanın sahip olması gereken “deneyim” olgusu gibi “marka deneyiminin” altını çizmemiz gerekir. İyi ve uzun ömürlü bir marka olabilmek için, işletmelerin mutlaka marka deneyimine sahip olmaları, marka konusunda sürekli deneyim kazanmaları ve öğrenmeleri gerekecektir.
Yani, marka olmak ve markayı sürdürmek, “marka” kavramına odaklanmaksızın mümkün değildir. Bir başka deyişle, şirket üst yönetimi, “marka yönetimi”nin şirketin faaliyetinin tamamen içinde, tüm karar mekanizmaları ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir anlayış olduğunu benimsemezse, bu “marka” yolculuğu kesinlikle başarıya ulaşamayacaktır.
Yazının kaynağı: pazarlamadunyasi.com
Leave a reply